Taraf Ol!

 

Türkiye'de Kutuplaşma ve Taraf Olmak Üzerine

    Uzun zamandır üzerinde düşündüğüm Türkiye'de kutuplaşma ve uç noktalarda yaşama durumu hakkında biraz iç dökeceğim. Bunun kökenleri, her ne kadar -bütün Orta Doğu ülkeleri gibi- eski zamanlara dayansa da günümüzde kitlelerin birbiriyle etkileşiminin yükselmesi bu durumun daha geniş bir topluluğu etkisi altına almasını sağlıyor.

    İnsanların birçoğu her ne kadar fikren kendini tamamen hür hissetse de doğduğu günden bugüne kadar benliğinin oluşmasındaki çoğu şeyi dış faktörlerden alır. Aile yapısı, arkadaş çevresi, okunan kitaplar, bulunulan kültürel çevre, tecrübeler, travmalar... Bu faktörler istesek de istemesek de düşüncelerimizin oluşmasında çok büyük bir etki sahibidir. 

    Türkiye, gerek coğrafi konum gerek içinde barındırdığı çeşitlilikle çok zengin bir ülke. Bu zenginlik birçok farklı yaklaşım, kültür ve düşünceyi de içerisinde barındırıyor fakat farklılığa tahammül edemeyen bir toplum, bu zenginliklerden faydalanamayacaktır; çünkü hoşgörü olmayan bir toplumda farklılık, rahatsız edici karşıt bir cephe oluşturmaktır.



    İnsan, yapısı gereği kendini bir gruba ait hissetmek ister. Bu grup, kişinin hem sosyal kimliğinin oluşması hem de kendini gösterebileceği bir oluşumun içinde kabul görmesinden dolayı kişiyi tatmin edici etkiye sahiptir. Bu yüzden sosyalleşir ve gruplarda kendimize bir yer buluruz ve bu yüzden arkadaş çevresi düşüncelerimizin oluşumunda bir etkendir. 

Uydumculuk, kişinin grubun normlarına uyum sağlayarak, gruptaki normlara göre davranış sergilemesidir. Kitle psikolojisinin en önemli davranışlarından biridir. 

    Kutuplaşmanın temel noktası, bir kitlenin bir fikre koşulsuz şartsız inanması ve kendi fikrine karşı olan bir görüşü zararlı olarak görmesidir, bi' nevi "echo chamber" yaratma isteği de diyebiliriz. Geçmişte ve günümüzde Türkiye'deki radikal oluşumlara bakıldığında birçoğunun da bu şekilde işlediğini rahatlıkla görebilirsiniz. Bu tarz oluşumlar bir lidere sahiptir. Oluşumlara uzun süre önce katılmış olan isimler grubun normlarına uyum sağlayıp bu değerleri özümsemiştir. Bundan mütevellit lider, otoritesi sorgulanmayacak konumdadır; çünkü gruba yeni biri katılıp lidere karşı kendi fikrini beyan ettiğinde gruptakiler tarafından linç edilecek, üzerinde baskı kurulacaktır. Bu da fikrini belirten kişinin, ya liderin fikrine biat etmesine ya da tekrar bu oluşuma katılmaması anlamına gelir. İki şekilde de lider otoritesini korumuş olur. Oluşuma yeni katılan kişi/kişilerin radikal olması ve gruba kolay adapte olup katılımının sürekli olacağı düşünülen durumlarda genelde:

+ Onur, bundan sonra sen semaverler lordusun.

- Başganım bari kahve makinesi lordu olsaydım :(

- Sen iki çay koy da bakarız.

şeklinde diyaloglarla küçük ünvanlar ve başarabileceğiniz kolay görevler verilerek gruba aidiyetiniz arttırılır. Gruba aidiyetiniz artması da uç görüşlerinizin artmasına sebep olacaktır.


    Günümüz dünyasında bu tarz oluşumları tabii ki kurumlar bazına indirgememek lazım. İnternetin de kutuplaşma boyutunda etkisi büyük. Bunun en büyük sebeplerinden biri sosyal medya algoritmaları. Sosyal medya algoritmaları, genellikle sizin ilgilendiğiniz, beğendiğiniz ve desteklediğiniz paylaşımları önünüze çıkararak sizin uygulamada daha fazla vakit geçirmenizi sağlar. Bununla ilgili detaylı incelemeyi "Hız Çağında Yavaş Yürüyenler" isimli yazımda yapmıştım. Sosyal medyada birbirine benzer üsluplara, aynı görüşe sahip birçok hesap görebilirsiniz. Bunun etkisini şu şekilde açıklayabiliriz: Örneğin, siz x görüşüne sahip olan birisiniz. Sosyal medyada x görüşüyle ilgili tweet atan birisi gördünüz, beğendiniz ve atan kişiyi takibe aldınız. Burada sosyal medya algoritması devreye giriyor ve bahsettiğim gibi benzer üslup, aynı görüşe sahip diğer bir hesabın tweet'ini önünüze düşürüyor veya bu iki hesap birbiriyle etkileşime girerek diğer tweet'leri görmenizi sağlıyor. Bu şekilde ana sayfanız x görüşüyle ilgili tweet'lerle, takip ettikleriniz listesi x görüşünü savunanlarla doluyor. Sonuç olarak, bu durum yukarıdaki lider figüründen çok da farklı değil. Yine aynı şekilde kanaat önderlerimiz (!) kendi fikirlerini sunuyor ve eğer ona katılan olmazsa takipçileri tarafından küfür ve hakaretlere maruz kalarak sindirilmeye çalışılıyor.


    Bu noktada tartışma üslubu ve bilinçli manipülatif davranışları incelemek durumundayız. Bu tarz hesaplar genelde gerçek hayatta sıkça rastlamadığımız, görüşünü uç bir şekilde dile getiren veya aşırı mantıksız fikirleri olan hesapları alıntılarlar. Bunun sebebi karşıt görüşteki insanları bu yazı üzerinden karikatürize ederek insanlarda bu görüşteki bireylerin tamamının buna benzer fikre sahip olduğu algısını oluşturmak. Bu algı oluşturulduktan sonra, tartışmalar ekseriyetle yukarıdaki piramitteki alt dört basamak arasında geçer.
    
    Sosyal medyadaki tartışmalara sanırım hepimiz şahit olmuşuzdur. Bu tartışmaların çok büyük bir kısmında sadece hakaret/küfür eden, karşısındakinin fotoğrafı, kişisel bilgileri gibi konudan bağımsız şeyleri eleştirerek konuyu saptıran, typo durumunda fikirlerini bir kenara atıp sadece yazım yanlışına odaklanan, Twitter, Facebook postları üzerinden kaynaksız/desteksiz fikirleri argüman diye ortaya sunan, tamam x oldu ama y olurken sen neredeydin ???!! (whataboutism) gibi gereksiz çıkışlar yapan, konuyu bağlamından tamamen saptırarak ve bunu metaforlarla destekleyerek hııı demek sen bunu demek istiyorsun ??!! (niyet okuyucuları) diyen, ortada cümle kalmayana kadar lafı eğip büküp yontan (politik doğruculuk), kendini herkesten daha duyarlı, ahlaklı ve elit ilan eden (virtue signalling) vatandaşlarımızı da görmüşsünüzdür. Bu şekilde yapılan tartışmaların tamamı sağlıksızdır; çünkü çoğunlukla iki taraf da tartışmadan hiçbir kazanımı olmadan ayrılmış olur. Bu durum kutuplaşmanın hem nedenlerinden hem de sonuçlarından birisidir. Tartışma üslubunu bilmek bu bakımdan önemlidir; çünkü tartışma üslubunu bilen bir kişi gereksiz tartışmalara girmekten kaçınır ve manipülatif davranışlarda bulunan insanları daha kolay tespit edebilir. 

Tartışma konusunda önemli bir kaynak olduğunu düşündüğüm, Schopenhauer'ın "Eristik Diyalektik" isimli kitabını tavsiye ederim.

    Kaynaklara bu denli hızlı ulaşabildiğimiz bir çağda araştırmadan, sorgulamadan, otorite bellenen kişi/kişilerin beyanlarına koşulsuz şartsız inanmak, beyninizi kiraya vermektir. Hoşgörülü olmak, farklı fikirlere ve yeniliğe açık olmak hem daha yaşanabilir bir toplum bırakmak, hem de ileri gitmek açısından önemlidir. "Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür" bireylerden olmanız dileğiyle...

Yorum Gönderme

0 Yorumlar